Anın tadını çıkarmalı




Çoğunlukla bir şeylerin peşinde koşarken yaşamı kaçırıyor ve yaşamayı unutuyoruz. Bir kaç gün önce Murathan Mungan'ın bir yazısını okudum. Ve benzer düşüncelerle boyadığım bu şişe geldi aklıma. Şişenin yapım aşamalarını burada anlatmıştım. Bu gün çok beğendiğim bu yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim. Yazı biraz uzun ama keyifli. Bir fincan çay ya da kahvenizi almanızı öneriyorum.


" Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha iyi olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman? Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. 


En sevdiğim sözlerden biri Alfred D.Souza'ya aittir. Der ki: "Uzun zamandan beridir hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonra anladım ki bu engeller benim hayatımdı." Bu görüş açısı mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur. Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin. Mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse; okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar, çocuklarınız olana kadar, çocuklarınız evden ayrılana kadar, pazar sabahına kadar, işe başlayana kadar, yeni bir araba ya da ev alana kadar, borçları ödeyene kadar, ilkbahara kadar, kışa kadar, maaş gününe kadar, şarkınız söylenene kadar, emekli olana kadar, ölene kadar...
Mutlu olmak için, içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çoğu mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır. Unutmayın yarın kimseye vaad edilmemiştir. "
Murathan Mungan

Yani sevgili arkadaşlarım, geçmiş geçmiştir ve gelecek de gelmemiştir. O halde sadece şu an vardır. Mutluluk bizim içimizdedir, onu başkalarından beklediklerimize bağlamamak gerekir. Ben her zaman insanlar mutlu edilemez, mutlu olur diye düşünürüm. 
Hepimize anların tadını çıkarabileceğimiz, mutlu bir gün diliyorum..

Sevgiler..



Kolay mum eskitme nasıl yapılır


Şimdi başlığı okuyanların "mum eskitmenin de transfer gibi zoru kolayı mı varmış" diye düşündüğünü tahmin ediyorum. Tabi ki de ahşap boyama teknikleri arasında kolay mum eskitme diye bir teknik yok ama bu bizim kolay yoldan bu tekniği uygulayamayacağımız anlamına gelmez.



Bu taç figürlü mdfyi görünce vuruldum kendisine. Zaten obje güzel detaylara sahip olunca pek fazla bir şey istemiyor üzerine. Ama ben öyle dümdüz boya, tamam da yapamıyorum. İlla ki eskitmek lazım. Dedim ki mum eskitme yapayım, kolayından olsun. 


Peki nasıl yapıyorsun kolay yoldan mum eskitmeyi derseniz, şöyle;

1. Nemli bir bezle objenin tozunu alıyorum
2. Hiç boya sürmeden doğrudan mdf üzerine bakkal mumu ( bildiğimiz beyaz renkli, adi mum) sürüyorum
3. İstediğim renk akrilik boya ile kapanana kadar boyuyorum.
4. Eskitmek istediğim yerlere, eskitmek istediğim kadar zımpara yapıyorum. 
5. İki kat fırça ile sürülen vernikle vernikliyorum.

Bu işin kolay kısmı, mumu sürmeden önce farklı bir renkle boyama basamağını atlamak. Doğrudan mdf üzerine mumu sürüp, tek renk boya ile mum eskitme yapmış oluyoruz. Burada bir de püf nokta var. Boya katları arasında kuruma işini hızlandırmak için saç kurutma makinesi kullanmayın. Bu işlem alta sürdüğünüz mumun erimesine neden olur, sonrasında güzel bir eskitme efekti yakalayamazsınız. 

Ben bu uygulama sonucundan çok memnun kaldım. Kutu ve tepsi gibi objelere de uygulanırsa hoş olur diye düşünüyorum. Bir de üzerine stencıl ile desen yapılırsa tadından yenmez, ne dersiniz?






Tığ işi servis ve bardak altlıkları

Örgü ya da tığ işinin en çok neyini seviyorum biliyor musunuz? Sosyal bir hobi olmasını. Boyama ya da kağıt işlerim için yığınla malzeme sermek gerekiyor. Tutkallar, boyalar, vernikler, medyumlar etrafı kirletmesin dikkat etmek gerekiyor. Dolayısıyla bu işler bir köşede kendimle baş başa gerçekleşiyor. Tabi onun da ayrı bir terapi olduğunu inkar edemem. Ama örgü işi öyle değil, arkadaşlarınızla, ailenizle, istediğiniz her yerde, sohbet eşliğinde yapabileceğiniz bir el işi. Onun da terapi etkisi başka..


En çok akşam saatlerinde örmeyi seviyorum. Akşam yemeğinin üzerine içilen çayın ve baba oğul cıvıldaşmalarının eşliğinde. Tamam, bazen bu cıvıldaşmalar aslan gibi kükreme, boğa gibi mööleme şeklinde de olabiliyor, hatta karate gösterilerine de dönüşebiliyor. :) Ama seviyorum bu saatleri.


Bazen de ailece izlenen bir film, anne kız, arkadaş sohbeti eşliğinde.. 


Bu servis ve bardak altlıkları da böyle zamanlarda çıktı ortaya. Servis modelini you tube da gezerken buldum. 5 videodan oluşan bir seri olarak yapım aşamalarını takip edebiliyorsunuz. Video ingilizce ama bayan o kadar ağır örüyor ki dil bilmeye gerek yok takip etmek için. Yapmak isteyenler için serinin birinci bölümü aşağıda.



Bardak altlıklarını da aynı şekilde başladım. Ancak ikinci ve üçüncü sıralar arasına her ilmeğin üzerine bir ikili trabzandan oluşan sıra ekledim. Böylece toplamda beş sıra sonunda  6. sırayı da sık iğne yaparak bitirdim. 
Bir de bu yayında başladığımı söylediğim koltuk şalı da bitti ve hatta bir bebek battaniyesi ördüm, onları da paylaşacağım sonra, takipte kalın :)

Sevgiler..

Bir kırlangıç hikayesi - Polyester boyama



"Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş" diye başlayan bir hikayesi var kırlangıçların. Ama tabiki ben bu gün size o hikayeyi değil boyadığım polyester kırlangıçlarımın hikayesini anlatacağım.




Polyester boyama oldukça kolay ve zevkli. Zaten çoğu polyester objenin kendine has güzel şekilleri var. Fazla uğraşmadan sadece beğendiğiniz bir akrilik boya ile ile renklendirerek de bu objeleri kullanmanız mümkün. Ancak ben polyester objeler üzerindeki girinti ve çıkıntıları bazı dekoratif boyama teknikleri ile biraz daha fazla ön plana çıkarmayı seviyorum. 


Bu kuşları önce üç kat (katlar arasının kurumasını mutlaka bekliyoruz) mat beyaz akrilik boya ile boyadım. İşte bu aşamadan sonra da obje üzerindeki detayları ortaya çıkarmaya yönelik bir kaç uygulama yaptım. 
Kuru bir sentetik fırçanın ucunu az miktarda koyu turkuaz (cadence) metalik boyaya bandırdım, fazlasını bir kağıt havlu üzerine sürerek aldım. Ve objenin tamamı üzerinde hafifçe, süpürerek gezdirdim. Bu aşamada fırçanın kuru olması ve çok az miktarda boya ile işlem yapmak önemli. Bir seferde bolca boya kullanırsak obje üzerinde istediğimiz gölgelendirmeleri yapamayız. Bu işleme aynı şekilde objedeki detayları istediğim şekilde vurgulayana kadar devam ettim.  Daha koyu renk görünmesini istediğim baş kısmı ve kenar kısımlar üzerinde  işlemi daha fazla tekrarladım. 


İki kat su bazlı vernik ile vernikledikten sonra, parmak yaldız uyguladım. Yine bu işlemi de önce çok az yaldız ile başlayıp nasıl durduğuna bakarak bazı bölgelerde yoğunlaştırarak yaptım.
Kuşlarım yazlığın duvarın süsleyecek. O nedenle beyaz ve turkuaz renkleri seçtim. 
Gelelim yazının başında bahsettiğim hikayeye. Merak edenler Can Dündar'dan dinleyebilir, benim hikayemden daha romantik ve ders alınası olduğu kesin :)




Herkese kocaman sevgiler..

Bize bahar geldi

Dört duvar arasında geçen kış günlerinden sonra, güneşin biraz bile kendini gösterdiği günleri mümkün olduğunca doğaya yakın geçirmek istiyoruz. Denizi yeşili ne çok özlemişiz..


(Kıyıköy sahil)

Havalar biraz ısınınca gidilecek ilk yer olarak aklımıza Kıyıköy gelir. Yol boyunca karşılaştığımız eşsiz doğal güzelliklerle mest olur, sonra bir de üzerine burada biraz dolaşıp, balık yeriz.


Bu ayın başında havanın kapalı ve yağmurlu olmasına inat, ailece Kıyıköy yolunu tuttuk yine.


Yolda Tuna'yı daha önce burdaki manastıra getirmediğimizi fark edince ilk durağımız manastır oldu. Deniz manzaralı, lezzetli ve acelesiz, uzuun uzuun yemeğimizi de yedikten sonra sahile inmeden de olmazdı. 


Biraz yürüdük, biraz oyun oynadık, biraz fotoğraf çektik. Ciğerlerimizi mis gibi, temiz deniz havasıyla doldurduk. 


Sahilde irili ufaklı driftwoodlar var. Toplamamak için kendimi zor tuttum.Çünkü evde bir çuval dolusu var. 


Balıkçı barınağındaki terkedilmiş tekneleri de inceledikten sonra bol oksijenle sarhoş olmuş halde eve döndük. 
Biz böyle günübirlik gidip geliyoruz buraya ama bu şirin sahil köyünde bir çok pansiyon var. Yazın denize girilebilecek, derelerinde kano ile gezilebilecek, kampçılığı sevenler için kamp kurulabilecek ruhunuza iyi gelen yerlerden. İstanbul'a da yakın sayılabilecek bir mesafede. Buraya daha önce gelmeyenler için burasını anlatan güzel bir yazıyı burada bulabilirsiniz. 
Nisan ayı boyunca bunun gibi fırsatlarda Gölbaşı'nda kısa piknikler yapıp bir de İğneada ve Dupnisa mağarası gezilerimizle bahara merhaba dedik bile biz. Sizde ne ar ne yok, bahar size de geldi mi?












Yeni not defterim


 Piyasada çeşit çeşit baskılı, sevimli mi sevimli hem de çok ucuza ve uğraşsız defterler varken niye kendi defterlerimi yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz. Bir kere kağıt işleri beni çok mutlu ediyor, sıradan kağıtları alıp onları işleyip başka bir şeye, özgün bir şeye dönüştürmek yaratıcı yanımı besliyor.


Farklı kağıt ve desenleri, farklı malzemelerle kat kat kolaj haline getirmek bu işin en sevdiğim yanı. Bitmiş defterlerimi elime aldığımda üzerlerindeki dokular ve boyutlarıyla dokunma duyuma hitap etmesi de diğer keyif verici nokta. Eskitme kağıtların çıkardığı hışırtılar ise cabası.  


Bu cep boyu defterim de yeni mutluluğum. Tam çantada taşımalık, hafif, az yer kaplıyor. 


Eskittiğim kağıtlarla birlikte, bir kaç desenli sayfa ve kraft kağıdından yaptığım sayfalar da kullandım. Süsleme amaçlı biraz mühür uyguladım. 



Zaman zaman küçük kağıtlara aldığım notları ya da bazı kartvizitleri saklayabileceğim cepleri de var. Daha ne olsun? İyilik, sağlık, mutluluk ve bir de biraz daha güneşli günler...

Sevgiler...













Bu da erkeklere gelsin..


Merhabalar. Ne zamandır şöyle bir fotoğraf albümü için, desenleri ve renkleriyle erkeklere uygun scrapbook kağıtları arayışındaydım. Daha önce de bahsetmişimdir ithal scrapbook kağıdı çeşitleri ülkemizde sınırlı, öyle her temaya uygun, her desen ve renkten kağıda kolay ulaşamıyorsunuz. Neyse bu albümde kullandığım kağıtları İstanbul gezilerimden birinde almıştım, ne zamandır da aklımdaydılar. Sonunda onları kullanmanın dayanılmaz mutluluğu içerisindeyim.


Karton kapak bir albüm yaptım bu sefer. Kağıtlar italyan markası, stamperia, renk ve desenlerini çok sevdim. Albüm 16*16*3 cm ebatlarında. Sayfa ebatları 15*15 cm.


9*13cm ebatlarında fotoğraflar için tasarladım. Albüm 12 yaprak, 24 sayfa. Sayfaları scrapbook kağıtları ve kalın fon kartonları kullanarak oluşturdum. Saklanmak istenen, anısı olan not, fotoğraf ne varsa eklenebilsin diye zarflar ve cepler ekledim.


Albüme en az 30 fotoğraf eklenebilir. En az diyorum çünkü ceplere de çok sayıda fotoğraf eklemek mümkün. Bazı sayfalarda fotoğraf alanları belirledim. Bu alanların üzerine, çift taraflı bantla fotoğraflar yapıştırılacak, ya da isteğe bağlı olarak  notlar yazmak için de kullanılabilir.




Cepler içerisine not yazmak ya da küçük ebatlı fotoğraflar yapıştırabilmek için kartlar yerleştirdim. 


Desenli sayfalar üzerinde fotoğraf alanı belirlemek istemedim. Sahibi ihtiyaca göre yatay ya da dikey olarak çekilmiş fotoğraflarını zevkine göre yerleştirsin diye düşündüm. 



Albüm boyunca düğmeler, saat, film şeridi gibi aksesuarların yanında sahibinin zevkine göre ilave edebileceği başka aksesuarlar için de bolca alan var.




Eşlere, babalara, erkek arkadaşlara anılarla dolu, anlamlı bir hediye olur diye düşünüyorum, ne dersiniz? 










Share It